Damlataş Mağarası, 1948 yılında Alanya İskelesi yapımında kullanılmak üzere taş ocağı olarak tespit edilen alanda patlatılan bir dinamit sonrasında tesadüfen bulunmuş. Patlama sonrasında açılan delikten lüks lambalarla içeri girenler, gördükleri güzelliklerden hayrete düşüp açılan deliği hemen kapatırlar. Dinamitleme işini de başka tarafa kaydırırlar. Büyük bir ilgi ile konunun üzerine eğilen Galip Dere böyle bir eserin Alanya’ya kazandırılması için bütün ilgilileri göreve davet eder. Dere, günlük gazetelerin birisinde
II. Dünya Savaşı’nın korkunç günlerinde atılan gaz bombalarından korunmak için bir mağaraya sığınan Almanlar’dan astım hastası olanların şifa bulduğuyla ilgili haberi okuyunca aklına, korumaya aldıkları mağara gelir. Okuduğu gazetenin o bölümünü keserek zamanın Alanya Milletvekili Ahmet Tokuş yanına koşar. Tokuş da doğup büyüdüğü memleketine hizmet düşüncesiyle vakit geçirmeden ilgililerin Alanya’ya gelmesini sağlar.
İlk resmi inceleme Jeolog Dr. Timuçin Aygen ve Jeolog Dr. Süleyman Türkünal tarafından yapılır. Alınan çok sevindirici haberler sonrasında doktor ve kimyagerlerden kurulu ikinci bir heyetin incelemesinden sonra bu mağaranın da Almanya’dakinin benzeri özellikler taşıdığı tespit edilir. Merhum Galip Dere mağaranın bulunduğu bu alanı Alanya Belediyesi’ne istimlak ettirerek demir bir kapıyla belli bir süre insanların girip çıkmasını önler. Bir taraftan çevre düzeni ile ilgilenirken çekilen fotoğrafları günlük gazetelere gönderir. Bir taraftan da onları Alanya’ya davet ederek şu başlığın atılmasını sağlar: “Alanya’da bulunan mağara astımlılara şifa dağıtıyor.” İşte bu haber sonrasında Alanya’da büyük bir canlılık başlar. O tarihlerde bulunan oteller ihtiyaca cevap veremediği için belediye hoparlöründen yapılan anonslarla yerli halk, ziyaretçileri misafir eder.
TURİZMİN TEMELİ ATILDI
Bu durumdan istifade eden Alanyalılar iki katlı evinin bir katını, iki evi olanın da evinin birisini otel yaparak Alanya turizminin temel taşlarını böylelikle attı. Bu aşamada Dr. Hüseyin Sipahioğlu (Nesibe Gevher Tıp Fakültesi emekli Dekanı) mağaraya gelen değişik hastalar üzerinde yaptığı araştırma ve incelemelerden son derece başarılı sonuçlar alarak mağaranın önce yurt içinde, daha sonra da yurt dışında büyük ün sahibi olmasında pay sahibi oldu. Mağaranın bu aşamaya gelmesinde çok büyük emeği olan Galip Dere de, ölümüne kadar mağaranın müdürlüğünü yaptı.
Mağaraya tedavi için gelen hastalar, ilk günlerini üst katta geçirerek, intibaklarını sağlarlar. Daha sonraki günlerde de merdivenlerden inerek, kendileri için yapılan banklarda oturarak tedaviye devam ederler. Alanya’ya mağara tedavisi için gelen hastalar, önce bir doktor muayenesinden geçerek, ‘mağaraya girmesinde sakınca yoktur’ belgesi ile mağaranın ilgili memuruna başvurur. Belediye tarafından tespit edilen ücreti ödeyerek 21 günlük bir tedavi görür.
Mağaranın oluşumu ve özellikleri
MAĞARA birinci çağın altıncı ve sonuncu dönemlerinde oluşmuş yer katmanlarından ibarettir. Yapılan incelemeler sonrasında mağaranın 10-15 bin senede oluştuğu tahmin edilmektedir. Alanya bölgesinin yurdumuzun en fazla yağmur alan yerlerinden birisi olması da mağaranın oluşumuna büyük hız vermiştir. Bolca yağan yağmurların bir miktarı gaz, karbonikli su ihtiva etmesi nedeniyle, kireç taşı ve benzerlerini erittiği için, kalker ve kireç taşından oluşan bölgelerde mağarada olduğu gibi boşluklar oluşturur. Erimeler devam ederken büyük boşluklar ve bu boşluklara sızan damlacıklar donarak aşağı doğru sarkar. Damlanın düştüğü yerde de daima donma olayı gerçekleştiğinden aşağıdan yukarı dikitler ve yukarıdan aşağıya da sarkıtlar meydana gelir. Sarkıt ve dikitler uzamalardan dolayı bazen bir yerde birleşebilirler, bunlarda mağaranın sütunlarını oluşturur. İşte bu damlama özelliğinden dolayı mağaraya “Damlataş Mağarası” ismi verilmiş. Mağaranın giriş kapısından sonra 20/30 metre uzunluğunda bir geçit, 13/14 metre çapında ve 15 metre yüksekliğinde silindirik bir boşluk, bu boşluk içinde de insanı büyüleyen binbir renkli sarkıt ve dikitler, ayrıca 15 bin senede oluşmuş sütunlar vardır. Mağarada iki katlı olan bu boşluk 2 bin 500 metreküp hava ihtiva etmekle beraber, içindeki ısı yaz-kış hep 23.3 derecedir. Mutlak rutubet 19.6 derece, nispi rutubet yüzde 98’dir. Mağara senenin 6 ayında devamlı damlar. Yazın gelenler ise bu damlamayı göremezler.
Mağaranın Şekli
Mağara yatay yönde gelişme göstermiş, elipse benzeyen dört ayrı salonun birbirine birleşmesinden meydana gelmiştir. Bu salonlardan ikisi çatlak sistemlerinden sızan suların oluşturulduğu duvar damlataşları ile ikiye bölünmüş ve salon sayısı altıya çıkmıştır. Mağaranın girişi bir insan boyu yükseklikte başlayıp içeriye doğru gidildikçe bir huni şekilde genişlemektedir. Karaca Mağarası'nı bir bütün olarak ele aldığımızda, giriş noktasından en uç noktaya 150 m. Uzunlukta olduğunu görürüz. Tavan yüksekliği ise ortalama 18 m. Dir. Mağaranın toplam iç alanı ise 1500 m2'dir.
Mağarada Su Varlığı
Karaca Mağarası içerisinde akarsu bulunmamaktadır. Ancak tavandaki çatlaklardan sızan sular çeşitli damlataşı oluşumuna günümüzde de devam etmesine olanak sağlamaktadır. Ayrıca mağara içerisinde traverten havuzları ve birkaç gölcük bulunmaktadır. Bu gülcüklerden üç ve dört numaralı salonların girişindekiler zengin su varlığına sahiptir.
Mağaranın Havası
Mağaranın içerisinde belirgin bir hava hareketi sözkonusu değildir. Bu sebeple mağara havasının nem oranı ağız kısmından içeriye doğru gidildikçe nispi bir artış gösterir.Yapılan ölçümlerde bu artış oranı ağız kısmında %65, 1/a No'lu salonda %70,1/b no'lu salonda %75'e çıkmaktadır. Mağara havası yaz mevsiminde dışarıya göre daha serin, kışın biraz daha sıcak olmaktadır. Bu özellikleri ile mağara, küçük bir mikroklima alanı olarak düşünülmektedir.
Damlataş Mağarası, Antalya'nın Alanya ilçesinde bir mağaradır. Alanya şehir merkezine ve deniz kıyısında merkeze 3 kilometre uzaklıkta bulunmaktadır. Toplam uzunluğu 30 metre olan mağara kuru, yatay mağara tipindedir. 200 metrelik bir alanı kaplamaktadır. Çok sayıda sarkıt ve dikitin eşsiz bir görüntü verdiği mağara 15 metre yüksekliktedir. Karbondioksit gazı, yüksek ölçüde nem, düşük ısı ve radyoaktif havasıyla astım hastaları için son derece yararlıdır. Bu nedenle astım hastaları mağaranın en yoğun ziyaretçi gruplarını oluştururlar. Mağaradaki sarkıt ve dikitlerin M.Ö. 20.000-15.000 yılları arasında meydana geldiği sanılmaktadır.
Пещера Дамлаташ (тур. Damlataş — «пещера мокрых камней») находится рядом с г. Аланья, Турция, у западного подножья полуострова. Температура в пещере постоянно держится на отметке +22…+23˚C, влажность составляет более 90 %. В пещере содержится довольно большое количество углерода с незначительной степенью радиоактивности. На входе в пещеру узкий проход длиной 50 м, который выводит в цилиндрическую полость. Внутри пещеры можно увидеть фантастические образования разноцветных сталактитов и сталагмитов, возраст которых насчитывает 15 тысяч лет. Основное место их скопления — полость шириной 13-14 и высотой 15 метров. Пещера была обнаружена в 1948 году во время работ по строительству порта. Посещение пещеры полезно для больных астмой. Анализы воздуха в пещере показали, что он содержит в 10-12 раз больше двуокиси углерода по сравнению с обычным воздухом, а влажность его - 95 %. Температура его - 22 градуса Цельсия. Целебным факторами также могут являться небольшая радиоактивность и ионизация воздуха. Вход в пещеру платный. Перед пещерой находится пляж с небольшим рынком по соседству.
Surlarının uzunluğu 6.5 kilometreyi bulan Alanya Kalesi, denizden 250 metreye kadar yükselen yarımada üzerindedir... Kandeleri adıyla da bilinen Alanya yarımadasındaki yerleşim, Helenistik döneme kadar inmekle birlikte günümüze kalan tarihi dokusu 13. yüzyıl Selçuklu eseridir. Kale, 1221 yılında kenti alıp yeniden inşa ettiren Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır. Kalenin 83 kulesi ve 140 burcu vardır. Ortaçağda surların içine yerleşmiş kentin su gereksinimi sağlamak üzere 400’e yakın sarnıç yapılmıştır. Sarnıçların bir kısmı günümüzde de kullanılmaktadır. Surlar, planlı bir şekilde Ehmedek, İçkale, Adam Atacağı, Cilvarda burnu üstü, Arap Evliyası Burcu ve Esat Burcu’nu inerek Tophane ve Tersane’yi geçip Kızılkule’de son bulacak şekilde inşa edilmiştir. Yarımadanın zirvesinde açık alan müzesi olarak değerlendirilen içkale bulunmaktadır. Sultan Alaaddin Keykubat sarayını burada yaptırmıştır... Kalede yerleşim günümüzde de sürmektedir. Ahşap ve kagir tarihi evlerin önünde tahta tezgahlarda ipek ve pamuklu dokuma yapılmakta, değişik figürlerde su kabakları boyanmakta, küçük bahçelerde otantik yemek servisi verilmektedir. Ayrıca kaleye çıkan yol üzerinde ve limana egemen yamaçlarında restoran ve kafeteryalar vardır. Kale taşıt trafiğine açıktır. Yürüyerek ise yaklaşık 1 saatte çıkılabilir.
KIZILKULE Limandadır. Kentin sembolü olan sekizgen planlı yapı 13. yüzyıl Selçuklu eseridir. 1226 yılında Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından Sinop Kalesi’ni yapan Halepli yapı ustası Ebu Ali Reha el Kettani’ye yaptırılmıştır. İnşaat sırasında belli bir yükseklikten sonra taş blokları kaldırmak güç olduğu için üst kısmı pişmiş kırmızı tuğlalarla yapılmış ve bu nedenle Kızılkule adını almıştır. Kule duvarlarında antik çağdan kalma mermer bloklar görülmektedir. Sekizgen planlı ve her bir duvarı 12.5 metre genişliğinde olan kulenin yüksekliği 33 metre, çapı 29 metredir. İçinde zemin dahil beş kat vardır. Kulenin üstüne yüksek aralıklı ve 85 basamaklı taş merdivenle çıkılır. Kulenin tepeden aldığı güneş ışığı birinci kata kadar ulaşır. Kulenin ortasında bir sarnıç bulunur. Kule denizden gelecek saldırılara karşı limanı ve tersaneyi korumak amacıyla yapılmış ve yüzyıllar boyunca askeri amaçla kullanılmıştır. 1950’li yıllarda onarılan kule 1979 yılında ziyarete açılarak birinci katı Etnoğrafya Müzesi’ne dönüştürülmüştür.
TERSANE Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın kenti almasından altı yıl sonra Kızılkule’nin yakınında 1227’de yapımına başlanmış ve bir yılda bitirilmiştir. Kemerli beş gözden oluşan tersanenin denize bakan cephesi 56.5 metre, derinliği 44 metredir. Tersane için seçilen yer, gün ışığından en fazla yararlanılacak şekilde planlanmıştır. Tersanenin giriş kapısındaki yazıt, Sultan Keykubat’ın armasını taşır ve rozetlerle süslüdür. Alanya Tersanesi, Selçukluların Akdeniz’deki ilk tersanesidir. Daha önce Karadeniz’de Sinop Tersanesini yaptıran Alaaddin Keykubat, Alanya Tersanesi ile “iki denizin sultanı” unvanını almıştır. Tersanenin bir yanında mescit öteki yanında muhafız odası bulunur. Gözlerden birinde de zaman içinde körlenmiş bir kuyu vardır. Denizden teknelerle ya da Kızılkule’nin yanındaki surlardan yürüyerek ulaşılan Tersane’ye giriş ücretsizdir.
TOPHANE Tersane’nin bitişiğinde denizden 10 metre yüksekliğinde bir kayaya tersaneyi korumak amacıyla yapılan Tophane vardır. 1227 yılında kesme taştan inşa edilen üç katlı ve dikdörtgen planlı yapıda aynı zamanda savaş gemileri için top döküldüğü bilinmektedir. Tersane ve Tophane’nin Kültür Bakanlığı ve Alanya Belediyesi tarafından bir Denizcilik Müzesi’ne dönüştürülmesi için çalışmalar sürmektedir.
EHMEDEK Kale’nin kuzey yamacında Bizans döneminden kalan küçük kalenin yerine Selçuklu döneminde “orta kale” olarak yeniden inşa edilmiştir. Giriş kapısındaki kitabeden 1227 yılında yapıldığı anlaşılmaktadır. Adını, Selçuklu döneminin inşaat ustası “Ehmedek”ten aldığı sanılmaktadır. Üçer kuleli iki bölümünden oluşan orta kale, kara saldırılarına karşı stratejik bir yerde ve aynı zamanda sultanın sarayının bulunduğu iç kaleyi de koruyacak konumdadır. Kulelerin günümüze kadar gelen duvarları Bizans döneminde kayalardan yontularak yapılmıştır. Orta kalenin içindeki üç sarnıç günümüzde de kullanılmaktadır. Kale duvarlarında Selçuklu döneminden kalma gemi resimleri vardır.
SÜLEYMANİYE CAMİSİ Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad tarafından kentin yeniden düzenlenmesi sırasında 1231 yılında kalenin zirve kısmında, İçkale’nin hemen dışında yaptırılmıştır. Ancak sonraki yıllarda cami yıkılmış ve 16. yüzyılda Osmanlı döneminde Kanuni Sultan Süleyman tarafından tekrar yaptırılmıştır. Tek minareli cami, Alaaddin, Kale ya da Süleymaniye adıyla anılır. Yapı moloz taştan ve kare planlıdır. Sekizgen kasnak üzerine, kiremitli bir kubbesi vardır. Kubbenin askılık görevi üstlenen kısmına akustiği sağlamak için 15 küçük küp yerleştirilmiştir. İbadet sırasında bu özellik ortaya çıkmaktadır. Son cemaat yeri, dört ayak üzerine kiremitli üç kubbe ile örtülüdür. Kapı ve pencere kapakları Osmanlı döneminin ahşap oyma işçiliğinin güzel bir örneğidir.
BEDESTEN Kale içinde, Süleymaniye Camisi yakınındadır. 14. ya da 15. yüzyılda Karamanoğulları döneminde çarşı veya han olarak yapıldığı sanılmaktadır. Kesme taştan dikdörtgen planlı bir yapıdır... 26 odası vardır ve 13 metre genişliğinde 35 metre uzunluğunda bir avluya sahiptir. Tarihi bina günümüzde otel, restoran ve kafeterya olarak kullanılmaktadır... Avluya açılan orta çağ dükkanları, otel odası olarak düzenlenmiştir. Bahçe kısmında, merdivenle inilen büyük bir sarnıç vardır. Bahçenin manzarası, bir yanıyla yukarıdaki kale surlarına, aşağıdaki Akdeniz’e ve kumsala bir yanıyla da Toros dağlarına hakimdir. Bedesten, işletmecisinden izin alınarak gezilebilir.
DARPHANE Yarımadanın ucunda, uzunluğu 400 metreyi bulan sarp kayalıklardan oluşan Cilvarda burnu üzerindeki yapılardır. Halk arasında “darphane” olarak anılmasına karşın kesme taştan inşa edilmiş binalarda para basılması söz konusu değildir. 11. yüzyıldan kalma taş yapılardan biri küçük bir kilisedir, diğerlerinin ise manastır olarak kullanılma olasılığı yüksektir. Küçük kilisenin kubbesi ayakta durmaktadır. Kayaların üstünde bir de sarnıç vardır. Cilvarda burnundaki yapılar topluluğuna İç Kale’den kayalara oyulmuş basamaklarla bir yol bulunmasına karşın yol günümüzde kullanılamaz durumdadır. Denizden çıkış ise zor ve tehlikelidir. Gerek İç Kale’den seyredildiğinde gerekse denizden teknelerle burnu dönerken, etkileyici bir görüntüsü vardır.
AKBEŞE SULTAN MESCİDİ Kale içinde, Bedesten’in batısında, Süleymaniye Camisi’nin 100 metre kadar ilerisindedir. Alaaddin Keykubat’ın Alanya Kalesi’ndeki ilk kumandanı Akşebe Sultan tarafından 1230 yılında yaptırılmıştır. Dışı kesme taş, içi ve kubbesi tuğla örülüdür. Kare planlı ve iki odadan oluşur. Odalardan biri mescit, diğeri Akşebe Sultan’ın mezarının bulunduğu türbedir. Türbede, üç mezar daha vardır. Eski kalıntılardan mescidin apsisinin çinili olduğu anlaşılmaktadır. Kitabesinde “Tanrı yerin ve göklerin gaiblerini bilir. Allah’ın mescitlerini ancak O’na ve ahiret gününe inananlar imar ederler. 1230 yılında yüce sultan Alaaddin’in günlerinde Tanrı’nın rahmetine muhtaç zayıf kulu Akbeşe yaptırdı” yazmaktadır. Mescidin birkaç metre uzağında moloz taştan kaide üzerinde tuğla gövdeli silindirik bir minaresi bulunur. Şerefe kısmında biten minarenin ilginç bir görüntüsü vardır.
ANDIZLI CAMİ Tophane Mahallesi’ndedir. Adını hemen yanındaki andız ağacından alan cami 1277 yılında Emir Bedrüddin tarafından yaptırılmıştır. Emir Bedrüddin Camisi de denir. Selçuklu döneminin özgün mimari özelliklerini taşır. Kesme taştandır, yüksek olmayan bir minaresi vardır. Minberi, Selçuklu tahta oymacılık sanatının en güzel örneklerinden birini yansıtır. Camiye, Kızılkule’nin yanından aşağı kapı yoluyla gidilir.
SİTTİ ZEYNEP TÜRBESİ Kale’ye çıkan yol üzerinde, büyük bir kayanın üzerindedir. Selçuklu ya da Osmanlı döneminden kaldığı tahmin edilmektedir. Yapı, kare planlı ve kubbeli iki odadan ibarettir. Odalardan birinde uzunca bir sanduka vardır; diğer oda boştur. Evliya Çelebi, binanın Bektaşi tekkesi olduğunu yazar. Sitti Zeynep hakkında kesin bir bilgi yoktur. Kanuni Sultan Süleyman dönemi Osmanlı vakıf defterlerinde türbeye ait vakfın adı “Sitti Zeynep bin’t Zeynülabidin” olarak geçmektedir. Türbede mezarı bulunan kişinin bir eren olduğu sanılmaktadır. Türbenin bulunduğu kayanın içine antik çağda ikişer metre uzunluğunda üç lahit oyulmuştur. Antik mezarlar, bir dönem su deposu olarak kullanılmıştır.
HIDRELLEZ KİLİSESİ Alanya merkezine 10 kilometre uzakta Hacı Mehmetli Köyü sınırları içinde Hıdır İlyas mevkiindedir. Akdeniz’e gören bir yamaç üzerine 19. yüzyıl başında kurulduğu sanılan kilise, günümüzde de Hıristiyan ve Müslüman ziyaretçiler tarafından ibadet amacıyla kullanılmaktadır. Çatısı kagir, duvarları taş ve küçük bir apsisi olan kilise dikdörtgen planlıdır. Kilisenin içinde ahşap süslemeli bir ara kat vardır. Duvarlardaki freskolar bozulmuştur. Kilisenin 1873 yılında onarım gördüğü kitabesinden anlaşılmaktadır. Alanya Müzesi’nde sergilenen kitabe, Grek abecesi ile Türkçe (Karamanlıca) yazılmıştır. Kilise, Alanya’da yaşayan ve Türkçe konuşan Ortodoksların 1924 yılındaki mübadelede Yunanistan’a gitmeleriyle kapanmıştır. Yanında su kaynağı bulunan Hıdrellez Kilisesi’nin bir adı da Agios Georgios Kilisesi’dir. Kilisenin benzerlerine Antalya Kaleiçi’nde de rastlanmaktadır. Ören yerine giriş ücretsizdir.
ŞARAPSA HANI Alanya’nın 13 kilometre batısında şehirlerarası karayolu üzerinde 13. yüzyıldan kalma bir yapıdır. 1236-1246 yılları arasında Selçuklu Sultanı olan Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından tarihi ipek yolu üzerinde kervansaray olarak yaptırılmıştır. Bir dönüme yakın araziye inşa edilen yapının duvarları iri kesme taşlarla örülüdür. Orta çağın önemli konaklama merkezlerinden bir olan kervansaray günümüzde eğlence merkezi olarak kullanılmaktadır.
ALARA KALESİ Alara Kalesi, Alanya’nın 37 kilometre batısında, denizden 9 kilometre içeride Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından 1232 yılında yaptırılmıştır. İpekyolu üzerindeki kalenin işlevi, Alara Çayı kenarındaki handa mola veren kervanların güvenliğini sağlamaktır. Kale 200 metreden 500 metreye kadar çıkan sarp bir tepe üzerinde kurulmuştur. Görkemli bir görüntüsü vardır. Dış ve iç kale olarak iki kısımdır. 120 basamaklı karanlık bir dehlizden kalenin içine girilir. Ören yeri olarak düzenlenerek ziyarete açılmadığı için yaban otları ve yıkıntılara dikkat etmek gerekir. Kalenin içinde kayalar oyularak tüneller yapılmıştır. Kalıntılar arasında küçük bir saray, kale görevlilerinin odaları, cami ve hamam vardır. Surları ve patikaları izleyerek Alara Kalesi’nin zirvesine çıkmak isteyenlerin en az bir saatlik tırmanışı göze almaları ve buna göre donanımlı olmaları gerekir. Zirvedeki manzara ise yorgunluğa değecektir.
ALARAHAN Alara Kalesi’ne 800 metre uzakta bir düzlükte ve Alara Çayı kıyısındadır. Tümüyle kesme iri taşlarla 2 bin metrekare üzerine kervansaray olarak inşa edilmiştir. 1231 yılında yapılan han birkaç yıl önce onarılmış ve bugün restoran ve alışveriş merkezi olarak kullanılmaktadır. Kervansarayın nöbetçi kulübesi günümüzde de özelliğini korumaktadır. Kervansarayın ikinci kapısı, yolcuların kalacağı mekanlara açılır. Uzun bir koridorun iki yanında odacıklar bulunur. Kervansarayın içinde çeşme, mescit ve hamam vardır. Yapının onarımı sırasında ortaya çıkan taş ustaların imzaları da dikkat çekicidir. Alaaddin Keykubat, Alanya’daki kitabelerde kendisini “Kara ve iki denizin sultanı, Arap ve Acem ülkesinin sahibi” olarak nitelerken, Alarahan’daki kitabesinde “Rum, Şam, Ermeni ve Frenk memleketlerinin fatihi” ünvanını da almıştır. Alarahan’a giriş ücretlidir. Handaki restoranın yanı sıra Alara Çayı’nın kenarındaki küçük kır lokantalarında da yemek yenilebilir ve servis yapılıncaya kadar çayda yüzülebilir.
KARGI HAN Alanya’nın batısında, Kargı çayının kuzeyindedir. Hanın kitabesi olmadığı için yapım yılı hakkında bilgi yoktur. 46 metre eninde, 50 metre boyunda taş yapıdır. Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Akdeniz ile İç Anadolu’yu bağlayan yol üzerinde, Kesikbel mevkiinde kervansaray olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Odalarının hepsinin tavanında hava bacaları bulunmaktadır ve odalar orta avlunun etrafında sıralanmıştır. Kapının karşısında taştan oyulmuş sabit hayvan yemlikleri bulunur. Yapı harap durumdadır.
ALANYA OTELLER
Alaiye Otel Atatürk Bulvarı Tel: 0242 513 40 18 Azak Beach Otel Saray Mah. Tel: 0242 511 73 66 Azak Otel Atatürk Cad Tel: 0242 513 91 55 Aydın bey Gold Dreams Hotel Türkler Beldesi İncekum Tel: 0242 537 63 63 Beach Club Doğanay Hotel Konaklı Tel: 0242 565 14 35 Berkan Hotel Güllerpınarı Mah. Tel: 0242 511 68 69 Bilkay Hotel Saray Mah. Tel: 242 511 31 77 Botanik Hotel Okurcalar Beldesi Tel: 0242 527 48 50 Club Paradiso Hotel & Resort Kestel Mevkii Tel: 0242 518 22 00 Delphin Deluxe Resort Okurcalar Beldesi Tel: 0242 527 51 76 Dinler Hotels Alanya Kargıcak Beldesi Tel: 0242 526 20 94 Gardenia Beach Hotel Karaburun Mevkii Okurcalar Tel: 0242 527 46 05 Gold Safran Hotel Fatih Cad Obagöl Tel: 0242 514 10 24 Güral Otel Atatürk Bulvarı Tel: 0242 513 78 44 Hotel Happy Elegance Kuyucak Mevkii Mahmutlar Tel: 0242 528 30 44 Hotel Remi Güzelyalı Cad. Tel: 0242 513 77 01 Justiniano Club Okurcular Kasabası Tel: 0242 527 48 00 Justiniano Club Park Conti Okurcular Kasabası Tel: 0242 527 45 32 Justiniano Sunrise Katya Obaköy Mevkii Tel: 0242 514 30 90 Kahya Otel Saray Mah. Tel: 0242 513 10 14 Kandelor Hotel Atatürk Cad. Tel: 0242 512 37 53 Kleopatra Celine Hotel Atatürk Cad. Tel: 0242 513 90 56 M.C.Mahberi Beach Hotel İskele Mevkii Konaklı Tel: 0242 565 15 74 Majesty Club Oasis Beach Konaklı Mevkii Tel: 0242 565 14 51 Micador Hotel M. Akif Ersoy Cad. Tel: 0242 512 93 74 Riva Delta Hotel Okurcalar Mevkii Tel: 0242 527 52 00 Sunpark Beach Saray Mah Tel: 0242 513 30 03 Sunpark Marine Saray Mah. Tel: 0242 512 22 70
DAMLATAŞ PLAJI Tarihi yarımadanın batısında, Damlataş Mağarasının önündeki kıyıdadır. Mavi Bayraklıdır. Deniz ve plaj kumdur. Kumsal sırtını yarımadanın eteklerine dayamıştır. Plajın yarımadaya doğru uzanan ve iri taşlardan oluşan küçük koyu Kleopatra adıyla anılır. Efsaneye göre Mısır Kraliçesi Kleopatra Akdenizde çıktığı bir sefer sırasında Alanyaya uğramış ve bu koyda denize girmiştir. Kleopatra Koyunun özelliği suyunun berraklığıdır. Uzun bir yüzme parkuru arayanlar kıyı boyunca yarımadanın altındaki Fosforlu Mağaraya gidilebilir. Deniz gözlüğü ile yüzüldüğünde balıkları ve deniz dibinin doğal güzelliklerini seyretmek söz konusudur. Plaja giriş ücretsiz, hizmetler ücretlidir. KEYKUBAT PLAJI Yarımadanın doğusunda, belediye binasının önünden başlayarak yaklaşık 3 kilometre uzunluğundadır. Mavi Bayraklıdır. Deniz ve plaj kumdur, bazı kesimlerinde kum kayası vardır. Kıyı boyunca uzanan parkların ve turistik tesislerin yeşil alanlarından dolayı Bengonvil Plajı adıyla da bilinir. Kleopatra Plajı gibi Alanyanın en gözde plajdır. Kıyıda her türlü su sporlarının yapılabildiği işletmeler vardır. Giriş ücretsiz; plaj hizmetleri ise ücretlidir. Şezlong, plaj şemsiyesi gibi hizmetler yaklaşık 50 metrede bir kurulu bulunan büfelerden alınabilir. Turistik tesislerin restoran ve kafeteryaları da dışarıdan gelen konuklara açıktır. Bazı otellerin iskelelerinden tekne gezisine çıkılabilir. KLEOPATRA PLAJI Damlataş Plajının devamı olarak yaklaşık 2 kilometre uzunluğundadır. Mavi Bayraklıdır. Deniz ve plaj kumdur. Geniş bir kumsalı vardır. Denizin derinliği kıyıdan üç-dört adım sonra insan boyuna ulaşır. Alanyanın en gözde plajıdır; yaz aylarında on binlerce kişiyi ağırlar. Plajın gerisindeki kimi bölgelerde spor alanları, parklar, oteller ve kafeteryalar vardır. Kıyı boyunca tekneden paraşüt, jet ski, deniz bisikleti gibi su sporları işletmeleri vardır; eğlence amaçlı su sporları yüzme alanının dışında yapılır. Giriş ücretsiz; şezlong, plaj şemsiyesi gibi hizmetler ise ücretlidir. Yaklaşık 50 metrede bir büfeler bulunur; büfelerden ayaküstü yemek ve içecek servisi yapılır. Güneşin batışı, plajda muhteşem bir manzara yaratır. ALANYA PLAJLARI Alanya plajları geniş kumsallardan oluşur ve Mavi Bayraklıdır. Mavi Bayrak, yüzme amacıyla kullanılan deniz sularının temizliğini, plaj standartlarını belirleyen ve bunları denetleyen uluslararası bir uygulamadır. Aranan niteliklere uyan plajlara 1 yıl geçerli olmak üzere Mavi Bayrak verilir. Her 15 günde bir suyun mikrobiyolojik ve fizikokimyasal analizleri yapılır. Alanya’da deniz suyunun rengi kıyıda maviden turkuvaza dönüşür. Durgun havalarda dipteki balıkları, çıplak gözle görmek olasıdır. Küçük balıkların, ayak altında dolaşması olağandır. Alanya kent merkezinin tarihi yarımadaya göre batı ve doğu kıyısı plajdır. Batıda Damlataş ve Kleopatra, doğuda Keykubat ve Portakal plajları vardır. Kent dışında ise Ulaş, Konaklı, Fuğla, İncekum, Mahmutlar gibi plajları bulunur. Alanya kumsalları kilometrelerce uzayıp gider. Kumsalların yanı sıra karayolu kenarında ağaçlarla kaplı bir yamacın altında veya antik kalıntılar arasındaki doğal plajlar ise doğa ya da tarihle baş başa kalmayı yeğleyen konuklarını ağırlar. Alanya kent merkezindeki plajlarda uluslararası kuralların yanı sıra yerel yönetimlerin öngördüğü kurallar uygulanır. Buna göre, plajlara giriş ve duş ücretsizdir. Güneşlenme tahtaları ve plaj şemsiyeleri ise ücrete tabidir; bu hizmetleri almak zorunlu değildir. Plajlarda yiyecek ve içecek servisi yapan büfelerde fiyat farklılığı yoktur. Plajlarda kıyıdan belli bir mesafeye tekneler ve su sporları yapılan deniz taşıtları giremez; yüzme alanları bariyerlerle belirlenmiştir. Plajların güvenliği, kıyıdan güvenlik güçleri denizden ise deniz zabıtası tarafından denetlenir. PORTAKAL PLAJI Kent merkezinin doğu kıyısında yaklaşık 1 kilometre uzunluğundadır. Mavi Bayraklıdır. Keykubat Plajının devamı olarak Oba Çayının denize döküldüğü yerden başlar, Dim Çayının denize döküldüğü yerde biter. Arkada Torosların görkemli yamaçları yükselir. Zaman zaman 100 metreyi bulan geniş kumsalları vardır. Denizi kum ve bazı yerlerde kum kayasıdır. Giriş ücretsizdir. Büfelerin plaj hizmetlerinden ve turistik otellerin plaj kafeteryalarından yararlanmak olasıdır. Çeşitli su sporları yapılır. Turistik tesislerde rüzgar sörfü için eğitmenler vardır. Çayların denize döküldüğü kesimlerde serin tatlı suya girilir. ULAŞ MESİRE YERİ VE SAHİLİ Alanya’nın 5 km batısında Emirgan adıyla da bilinen Ulaş mesire yeri yenilenen çehresiyle ziyaretçilerini karşılamaktadır. Modern bir görünüme kavuşan mesire yeri korkuluklarla bezenmiş güneşlenme alanları, seyir terasları, geniş bahçesi, wc ve restaurant üniteleri ile hizmet vermektedir. Günbatımını, pırıl pırıl Akdeniz'i ve Alanya Kalesi’ni bir de Ulaş’dan izlemenizi tavsiye ederiz. Kendine özgü sahili ile şehir merkezinden birkaç km uzakta denize girmek isteyenler için çok güzel bir plajdır İNCEKUM PLAJI Yaklaşık bir kilometre uzunluğundadır ve ince kum tanecikleriyle ünlüdür. Oldukça geniş ormanlık içerisinde kamp yapma imkanı vardır. Aile olarak en çok gidilen plajlardandır. Deniz yaklaşık beş metreden sonra yavaş yavaş derinleşmeye başlar. Plajda şemsiye ve şezlong hizmeti verilir.
Cennet Türkiye'mizin hiç bilmediğiniz yörelerini görmek, öğrenmek istiyorsanız doğru yerdesiniz... Cennet yurdumuzu turistlerden az biliyoruz ne yazık ki, hep birlikte bu ayıbı düzelteceğiz. Hiç görmediğiniz, duymadığınızı ilginç yerler burada sizi bekliyor...